Çarşamba, Mayıs 24, 2006

Zor bir hafta

Bu haftanın çok zor geçeceğini, hatta geçmek bilmeyeceğini, bir yandan bu haftadan bir an önce kurtulmak isterken, bir yandan da cumanın gelmesinden korktuğum için yavaş geçmesini dileyeceğimi, aynı anda iki zıt şeyi isteyerek ve hiçbir şekilde mutlu olmayarak kendime ve Sash'e eziyet edeceğimi düşünerek uyandım bu pazartesi sabahına. Yine de içimde bir kıpır kıpırlık, işler ne derece kötü gidiyor olsa bile, kötü bir rüya misali, bunları umursamamazlık da vardı. Artık buna hayatın ciddiyetinin farkında olamamak mı denir, hayatı çok ciddiye almamayı öğrenebilmiş olmak mı bilemiyorum, tek bildiğim, işte : çocuğunu dürtükleyip gerçek hayatı öğretmeye çalışarak uyaran, sorumluluk sahibi bir ebeveyn, bir kulağıyla onu dinleyip telaşlanan, öteki gözüyle ise uçan kuşları izleyip peşlerinden koşmayı hayal eden bir çocuk... İkisi de benim bünyede...

Son dakikaya salladığım işler, 3 gündür içine kapanmış yarı-uykusuz, artık çareyi copy-paste'de bulan, zaman zaman kopyalanacak kaynak bulamadığı karanlık noktalara dalıp umutsuzca küfrederek ingilizceden fransızcaya çeviri yapmaya çalışan biri haline getirdi beni. Bir dakika gözlerimi uzaklara dikip, nasıl, mümkün mü, olamaz, düşünceleriyle boğuşup, bir sonraki dakika programımın renkli pencerelerine bakıp el çırpabiliyorum. Dananın kuyruğu bugün kopacak. Şimdi artık kodu anlatma, mantığı açıklama kısımlarına geçiyoruz projenin, uzun konu anlatımları, renkli pencereler geride kalıyor ; akşama da oturup girişini sonucunu yazdıktan sonra değmeyin keyfime. Saat kaçta biter bilemiyorum ama kendime vereceğim kıymetli ödül direk yatağa atlamak olacak.

Bu stresli haftanın negatif etkisindendir, iş görüşmemim son aşamasından sonraki anlar artık kabusum oldu. Dün gece yine A.H.nin ofisindeydim mesela. (Kendimi sekreter kızın masasının yanında dikilirken bulduğumda ilk tepkim "yine mi?" oldu.) Geçen sefer, senaryo şuydu : İş görüşmesinde, "Önümüzdeki hafta sizi sonuçlardan haberdar edeceğiz" dedikleri üzere beni A.H.'den ararlar ve (Sash'in cümlesini söylerler) "Size bir teklifimiz olacak, uygunsanız yarın bekliyoruz" derler. Oraya gittiğimde kendimi bir sekreterin masasının yanında bulurum. Durumu anlattığımda sekreter hanım şaşkınlık içerisinde, "Olamaz" der, "Biz telefonda kimseyi çağırmadık, zaten arayıp işe başlayacaklarını haber verdik, teklif yapmak gibi bir prosedürümüz yok ki" der. Ben itiraz ederek başıma gelenin bu olduğunu söylemeye çalışırım ama sekreter hanım nuh der peygamber demez, yanlışlık olmuş kusura bakmayın diye bağlar, "Müdürümüz Galatasaraylı, GS'li birini tercih etti hatta" der, ben atlarım "Ben de GSlıyım" diye.. Umut işte... Bu acıklı senaryonun ikinci perdesiyse dün gece yaşandı. Bendeniz yine sekreter bayanın masasının yanında beklerken, kendisi bu sefer telefonla çeşitli kişileri arayıp mutlu haberi verir durur. Ben de aradığı kişilerin isimlerini duymaya ve kafamda görüşmeye gittiğimde ucunu gördüğüm listeyle karşılaştırıp, benim sıramın geçip geçmediğini hesap etmeye çalışırım...

Arasalar da bu bekleyiş son bulsa artık:(

0 Comments:

Yorum Gönder

<< Home