Çarşamba, Kasım 16, 2005

Evlenme teklifi

Insan benimki gibi cin bir sevgiliye nasil surpriz yapabilir ki?
Mahzun Kirmizigul'un 6 yillik sevgilisine nasil evlenme teklifi ettigi haberini dinlememle beraber kafamda bir ampul yaniverdi.
Mahzun'un fikrini calmak gibi bir niyetim olmamasina ragmen, soyle bir alici gozuyle izledim dun aksamki haberi. Sevgiliyi alip Kizildeniz'e dalmaya goturursun; dalinacak yeri belirler, oraya onceden icinde pirlanta yuzuk bulunan bir deniz kabugu yerlestirirsin; sonra kabugun icinden cikan yuzugu gorup de gozleri yuvalarindan ve (sevinc cigliklari atarken) oksijen tupu agzindan firlayip bogulma tehlikesi geciren sevgiliyi kurtarir, hem romantik, hem kahraman oluverirsin. (hem sempatik, hem yakisikli)
Kizildeniz'e gitmeyi zaten bir kenara birakalim, ben daha once hic dalmadim ki! Gerci sevgilimin bu konuda deneyimi var. Hadi bir tatil beldesine gittik diyelim. Ben deniz-gunes keyfi yaparken o da arkadaslariyla dalacak. Arkadaslardan birinin eline bir deniz kabugu tutusturuverdim, "bak bunu denizin dibine koyacaksin, sonra da sevgilimin onu bulmasini saglayacaksin" diye de bir guzel tembihledim. Yok! Bizim inatciyi daldirabilirsen daldir o isaretli yere. Kabuk kayboluuur gider... Esas problem; ne koyacagim yahu ben o kabugun icine? Kol dugmesi hediye edilir mi erkege, hani pirlanta yuzuk karsiligi? Alyans desem, nisanda ailelerin takmasi daha munasip degil midir? O da olmaz... Kabugun icinde islanmayacak bir seye "Benimle evlenir misin?" yaziversem... O da Mahzun'un sevgilisi gibi bogulma tehlikesi gecirir de arkadaslari kurtaramazsa diye korkarim. Yok, bu deniz isi bana biraz sakat gozuktu dogrusu.
Iyisi mi ben biraz daha calistirayim kafami. Hem daha tehlikesiz, hem daha heyecanli; hem de bizimkinin onceden hissedemeyecegi bir fikir bulayim:) Ehh temmuza kadar zamanim var!

Su deniz kabugu icine kol dugmesi koyma isini bir daha mi dusunsem acaba?

Salı, Kasım 15, 2005

Aydonumu yemegi

Kasim ayini "Ayagini yorganina gore uzat" ayi ilan etmemizden beri, yememize-icmemize, alisverisimize oldukca ozen gosterir olduk. Taksiye binmek icin; derse gec kaldigim, Barbaros trafiginin korkunc oldugu, toplu tasima araclarinda tansiyonumun dustugu gibi bir suru bahaneyi arka arkaya siralayabilen ben bile, gereksiz masraflardan kacinmak icin elimden geleni yapar oldum. Artik, hem masraftan kacmanin hem de sagligim (ve elbette formum) icin dogru bir sey yapmanin coskusuyla yuruyorum! (Duyan da gunde 40 km yuruyorum zannedecek...)
Bugunki aydonumu kutlamamiz oldukca spontane gelisti. Kendimi bir anda Uskudar'a gecen motorda buluverdigimde, gidecegimiz yer hakkinda mutevazi olacagi disinda birsey tahmin edemiyordum. Hava o kadar guzeldi ki, disarda yanda durduk; bu hem bize dolunayi ve denize vuran isigini izleme olanagi verdi hem de ayazi bahane ederek birbirimize kocaman sarilma sansini. Bir anda motorun kenarinda patlayan dalgalardan nasibimizi aldiysak da; tuzlu su, dun Taksim'de para cekerken gecen arabanin sicrattigi yapiskan camurdan iyidir. Minibusten indigimizde sevgilim bana ilerdeki bufeyi gosterdi. Yasasin fast food!

Uzeri tepeleme patates kizartmasi dolu olan buyuk sosislimin yarisindan fazlasini ve bir bardak limonatayi mideye indirdikten sonra, karnim da gozum de doymus olarak, yemegi eritme yani sahile kadar yurume faslina gecmeye razi oldum. Son birkac gunde fazladan yurudugum birkac kilometrenin mi yoksa ask dopingimin etkisiyle midir bilinmez, performansim her zamankinden iyiydi; daha agzimi acip "ne kadar kaldi?", "bilegim agriyor", "benim dizlerimde problem var", "cok usuyorum" ve benzeri yakinmalarimin hicbirini soyleyemeden Kuzguncuk'a iniverdik. Sahilde bir bankta birer sigara icip (sigara demisken, bu aydonumumuzde sigarayi birakacagimi vaaddettigim aklima geldi) Cinaralti Kahvesi'ne oturduk. Caylar, muhabbet, biraz dergi ve gazete karistirmaca derken saat ilerledi ve ne yazik ki eve donme zamani geldi.
Bir tatil sabahi kitaplari dergileri alip oraya gitmeli ve kahvaltinin ardindan uzun uzun keyif yapmali...

Cumartesi, Kasım 12, 2005

Seker Bayrami tatili

Tatil hep onceden bellidir ama program yapmakta nedense hep gec kalirim. Kazdagi civarindaki otellerin hemen hepsiyle yapilan telefon trafigi ve ardarda gelen olumsuz cevaplardan sonra, Izmir'den bir turizm acentasi araciligiyla Manastirhan Oteli'nde iki oda bulduk.
Yolculugumuz, bayramin ilk gunu, her iki evdeki, siyah cikolata&kirmizi portakal likoru ve asure esligindeki bayramlasma faslinin ardindan basladi. Koyun koyuna uyuyarak erken uyanmanin yorgunlugunu attigimiz Yenikapi-Yalova feribot seferinin; oldukca cusseli muavinin tum koridor tarafinda oturan yolculara surtunerek gidip gidip geldigi, Yalova-Bursa otobus yolculugunun ardindan, Bursa'da ikinci ciftle bulusup, Kaz Dagi'na dogru arabayla yola ciktik.

Manastirhan, Kazdagi eteklerinde bir butik-otel. Yola oldukca yakin olmasina ragmen, Manastir Cayi'ni gecen koprunun ardina varmamizla, tum dunyadan uzaklastik sanki. Otelden yana tek sorunumuz -ki aslinda bu acentanin sorumlulugundaydi- odamizda, bir yanlis anlasilma sonucu iki ayri tek kisilik yatagin bulunmasiydi. Bunu da "kendi french bed'ini kendin yap" yoluyla cozduk. (Ahsap cerceveler, yatagin etrafindan cikarildiginda daha bir buyuyor sanki!) Odalar rahat, acik bufe tatmin edici, -gec uyanan musterilere ozel hazirlanan- kahvalti harikaydi. Tatil arkadaslarimiza gelince... Acikcasi insan yakin dostlariyla bile seyahat etme fikrine endiseyle yaklasiyor; ama biz cok uyumlu bir dortlu olduk.
Bayramin ikinci gunu otel civarinda yuruyus yaparak gecti. Agaclardan kopardigimiz zeytinlerle birbirimizi vura vura, her gordugumuz bogurtlen tipli eksi meyveyi tada tada, mandalina agaclarinda gozumuz kala kala yuruduk. Dalindan nar topladik, yere dusmus palamutlari hayranlikla izledik, Kuzey Ege'ye yerlesme hayalleri kurduk.Birkac kilometre ilerdeki yazdan kalma bir piknik alaninda cinar agaclari altinda nescafe ucu bir arada ictik, bagirarak yuzmeye inen besili ordeklere gulduk..
Sonraki gun ise arabayla Canakkale yolunda biraz devam edip bir virajin soluna kurulmus olan cay bahcesinde gecirdik aksamustumuzu. Orasi 5-6 sene once derme catma bir kulubeymis. Simdi sagi solu zeytin, kuruyemis, bal satan insanlarla dolmus, masa-sandalyeler eklenmis ve cayi hala cok guzel, manzara ise tam fotograflik. Ic duvarlarini tamamiyle oyuncak bebeklerin kapladigi tuvaleti de unutmamaliyim...

Gec saatlere kadar uyunan ve bol bol tembellik yapilan bir tatil ihtiyaciyla dolu oldugumuz icin cevreyi bundan fazla gezemedik, Kazdagi civarindaki diger guzel yerleri kesfetmek bir dahaki sefere kalirken, pazar oglen, Mudanya'dan kalkacak deniz otobusune yetismek icin aceleyle otelden ayrildik. Tatil boyunca uzerimizden ayrilmayan gunes de yerini yagmura birakti.
Sanirim artik kisin geldigini kabul etmem gerek...