Cuma, Mart 28, 2008

Uzun bir aradan sonra...geleneksel cumartesi mesaisi

Şu sıralar parayı en çok elektroniğe yatırıyorum. Ben ki aslında çok teknolojik biri değildim fakat günlük hayatımın en eğlenceli şeyleri haline geldi bunlar, (bunlar dediğim digital fotoğraf makinem, dizüstü bilgisayarım vb) bu da iyi mi kötü karar verebilmiş değilim...

Dün Sash'in şirketten bir arkadaşına strawberrynet'ten bir paket gelmiş. Bana gönderdi linki, parfüm fiyatları çok uygun diye. Gerçekten de öyle. Gerçi ben parfümlere bakmadım pek, direk soluğu makyaj malzemeleri sayfalarında aldım. strawberrynet'i biliyordum ama TR'a gönderim yaptıklarının farkında değildim. Makyaj malzemelerine bu kadar meraklı olmasına rağmen bu kadar az kullanan biri var mıdır acaba benden başka? Ben onları orjinal kutularında saklamayı, açıp açıp bakmayı seviyorum galiba.















Çantamda mütemadiyen, Münih havaalanında güvenlik kontrolünde yaşadığımız rezilliğin ardından koşa koşa gidip satın aldığım "clear plastic bag" içerisinde en nadide parçalarımdan birkaçını gezdiriyorum. Pudra, allık, kapatıcı, seyahat boyu mascara, göz kalemi, çift renkli far, dudak parlatıcısı. (Daha ne olsun) Dün akşamüstü mesaiye kalmadan önce verdiğimiz arada, aşağıya çay içmeye inerken dedim ki "Çok alışveriş yapasım var, ama öyle mağaza gezip dolaşacak halim de yok, mümkünse oturarak dolaşayım." "Demek ki internetten alışveriş yapacaksın" dediler. (Ampul yanar) Üzerine de bu mail gelince zaten girip birşeyler almam kaçınılmaz olmuştu. Ben de kendime bir adet MAC parlatıcı, bir de clinique tekli göz farı sipariş ettim. 4-10 gün içerisinde gelecek bakalım. Sabırsızlıkla beklemekteyim.


Bir cumartesi günü daha mesaide bu satırları yazıyorum, verdiğim kısa arada. Uzun zamandır hafta sonları gelmiyordum, işleri bir şekilde haftaiçi akşamalarına sarkıtıp, cumartesi-pazarımı boşaltmaya gayret ediyordum ama tabii bir yere kadar. Sash'ın da bugün eğitimi olması süper oldu, resmen sevindim "Ohh gönül rahatlığıyla mesaiye gidebileceğim" diye... Hava da kapalı, çifte mutluluk :) Çalışmak için gerekli motivasyonu sağlayan tüm koşullara sahip olduğuma göre, ben kaçıyorum, size iyi cumartesi günleri...

Etiketler: , ,

Pazartesi, Mart 24, 2008

Doğumgünümden esintiler

Yine uzun, upuzun bir ara verdim. Bu aralar günlük tutuyorum ama bilgisayarda... Daha çok "bugün neler yedim?" "1 porsiyon ızgara inegöl köftede kaç kalori var?" "kahretsin yine bozdum rejimi" tadında bir günlük olduğundan, internete taşımak istememiştim. Belki biraz başarı elde ettikten sonra (-5 kilo mesela) success story olarak paylaşabilirim bu günlüğü de, kim bilir?

Geçtiğimiz hafta doğumgünümü kutladım. Çarşamba akşamı, son derece spontane ve çok harika bir akşam geçirdik Sash'le. Deli gibi yağmur yağıyordu evden çıktığımızda, saat de 9 a geliyordu. Bizim arabaya binmemizle gök gürüldemeye başladı, bu nasıl bir şanstır, evde kalsak daha mı iyiydi acaba diye düşündüm ama vazgeçmedik. Kebapçı yerine balık alternatifini düşündük önce. Ama pazar öğleden sonra yeniköy'e balık yemiştik, dolayısıyla o fikirden de vazcaydık. Böyle düşünürken Beşiktaş'ı da geçtik. Sonra Sash ilk önerdiğinde nedense pek üzerinde durmadığımız "İstanbul Modern" fikrini değerlendirmeye karar verdik. Daha önce bir kere İzmir'den Sultanım geldiğinde de oraya götürmüştük, güzel bir hesap bayılırız ama çok da özel bir yemek olur diye düşündük. Nitekim, herşey çok ama çok hoştu. Manzara, müzik, ışıklar zaten hemen içine alıyor insanı... Yarım saat sonra, şarabımızı yudumlar ve sohbet ederken, ne kadar huzur dolduğumu düşünüyordum. Yemeğimizi yiyip, bir sürü fotoğraf çekip, elele, sevgi kelebeği şeklinde çıktık restorandan. Romantik akşam yemeği diye ben buna derim.

Cumartesi akşamını ise, arkadaşlarla eğlenmeye ayırmıştık. Şu sıralar, oturmalı mekanlar, fasıl muhabbet ve fiks menü konseptlerinden baymış olduğumdan, değişik bir yol izleyerek, herkesi 21.00'den itibaren Pano'ya davet ettim. Biz de erken gideriz, nasıl olsa boş olur biz gittiğimizde, bir bistro kaparız, gelen de yanımıza eklenir niyetindeydik. Ancak, saat 19.30 'da (sözümona erken saatte) Pano'nun kapısından girdiğimizde, içerisi tıklım tıklımdı. En azından bistrolar. Güç bela bir bistronun ortasında karşılıklı durabileceğimiz kadar yer bulduk Sash'le. Peynir tabağı ve kırmızı şarap söyleyip, bir yandan da sağı solu kesip kendi aramızda "Bunlar kadeh şarap içiyor, erken kalkarlar" tadında muhabbetler çevirdik. Neyse ki şans bizden yanaydı. (pozitif düşüncenin gücü) ve tam yandakiler kalkarken Sash'ın kuzenler geldi. Yavaş yavaş toplandık, uğrayıp-kaçanlar, "Biz direk bir sonraki mekana gelelim" diyenler oldu... Saat 11 civarı oradan kalkıp Araf'a geçtik. Önden giden bir grup, bir oturma köşesi tutmuştu barın yanında. Gecenin en süper hareketi de kesinlikle buydu. En eğlenceli doğumgünlerimden birini geçirdim...

Etiketler: ,