Salı, Mart 03, 2009

Sürpriz doğumgünü

Bundan birkaç hafta önce, yani Sash'in doğumgününe 1 hafta kala, ablası Ozz'la kafa kafaya verip bu sene nasıl bir aktivite yapalım diye düşünmeye başladık. Çünkü geçen seneki sürprizimiz gerçekten çok başarılıydı ve bu sene de altında kalmamamız gerekiyordu..
Geçen sene, Sash'in doğumgününü izleyen cumartesi günü, bizim şirketin acenteler toplantısı dolayısıyla tüm gün The Marmara'da olmam gerekiyordu. Akşamında da yemek&eğlence vardı. Hafta içi zaten kendi aramızda kutlama yapmış olduğumuzdan Sash'in bir beklentisi olmadığını biliyordum, yine de bütün cumartesiyi yalnız başına geçirecek olma fikri biraz canını sıkmıştı. (Ve tabii tam da bu toplantı nedeniyle, ona sürpriz bir şey planlayabileceğimizi hiç ummuyordu)
Ozz ve eşi Hido, Sash'in eski işyerlerinden arkadaşlarıyla temasa geçip hepsini cumartesi gecesi bir mekana davet ettiler. (Canlı müzik&fiks menü) Sonra da, çok yakında askere gidecek bir arkadaşını ayarlayıp, bizimkini mekana getirme işini de ona bıraktık. (ki Sash söz konusu olduğunda-kendisi çok inatçıdır-bu işin en zorlu kısmıydı) Arkadaşı arayıp "askere gitmeden önce buluşalım, Taksim'de takılalım" önerisini getirince Sash pek sevindi tabii, şansa bakın ki ben de aynı gün meşgul olacaktım :) Saatler ayarlandı ve start verildi.
Mekana gidip insanları beklemeye başlamak için saat 8 civarında otelden ayrıldım. Tam yoldayken Sash'in beni arayacağı tutmasın mı? Tabii, "erken çıktım eve geçiyorum" demek durumunda kaldım. Zaman kazanmak için metroyla gidip eve yürüyeceğimi söyledim. Bu durum işi daha da beter bir hale soktu, çünkü bu sefer de karanlıkta yürüyeceğim diye eve gittiğimde aramamı istedi!! Offf' Bu arada bunlar arkadaşıyla buluşmuş ve oyalanmak için Nevizade'ye gitmişlerdi. Çocuk tabii sürekli telefonda/mesajda, bizden OK beklediğinden :) Aradan 45 dk filan geçti, barda oturuyorum, telefon! O gürültüde konuşmak mümkün olmadığı için tuvalete indim. Aşağısı sessiz, neyse rahatça konuşurum diye açtım telefonu tuvaletin kapısını itip. Görevli kadın kapıya vurup seslenmeye başladı bu sefer ! Sash dedi "bu ne sesi", dedim "televizyon". Bir yandan da kapıyı açıp kadına suss işareti yapıyorum. Meğer tuvaletin kapısı bozukmuş, kilitlersen içerde kalırsın demeye çalışıyormuş kadıncağız. Sash tam da ikna olmadı ama bir şey de diyemedi, kapattık telefonu. Kadına başladım anlatmaya, teyzecim bizim arkadaşa sürpriz yapacağız, burada olduğumuzu bilmiyor filan diye... :) Bunlar olup biterken (ve ben ecel terleri dökerken) çok şükür herkes geldi ve sonunda arkadaşı Sash'in söylediği birayı boğazına dizip, onu kaldırıp yanımıza getirdi. Kapı açıldı ve bizimkiler göründüler. Gayri ihtiyari bizimkinin ters tarafındaki boş masalara yöneldi Sash; arkadaşı kolundan çekip bize doğru çevirdi... Yüzündeki ifadeyi asla unutamam! (tam fotoğraflık) Önce şok ve ardından gelen kahkahalar :):)
Bu sene bir değişiklik yapıp şehir dışında kutlayalım dedik doğumgününü. Tam kayak zamanı olduğundan Uludağ'a gitmeye karar verdik. Uludağ maceramız bir sonraki yazıda :)
Ama yine de bir sürprizi vardı Ozz'un : Uludağ'a davet etmemize rağmen gelemeyeceklerini söyleyen Sash'in anne ve babası İzmir'den geldiler çatkapı!
NOT : Seneye ne yapacağımızı şimdiden düşünmemiz gerek, feci bir beklenti oluştu şimdi :)

Etiketler: ,

Pazartesi, Mart 24, 2008

Doğumgünümden esintiler

Yine uzun, upuzun bir ara verdim. Bu aralar günlük tutuyorum ama bilgisayarda... Daha çok "bugün neler yedim?" "1 porsiyon ızgara inegöl köftede kaç kalori var?" "kahretsin yine bozdum rejimi" tadında bir günlük olduğundan, internete taşımak istememiştim. Belki biraz başarı elde ettikten sonra (-5 kilo mesela) success story olarak paylaşabilirim bu günlüğü de, kim bilir?

Geçtiğimiz hafta doğumgünümü kutladım. Çarşamba akşamı, son derece spontane ve çok harika bir akşam geçirdik Sash'le. Deli gibi yağmur yağıyordu evden çıktığımızda, saat de 9 a geliyordu. Bizim arabaya binmemizle gök gürüldemeye başladı, bu nasıl bir şanstır, evde kalsak daha mı iyiydi acaba diye düşündüm ama vazgeçmedik. Kebapçı yerine balık alternatifini düşündük önce. Ama pazar öğleden sonra yeniköy'e balık yemiştik, dolayısıyla o fikirden de vazcaydık. Böyle düşünürken Beşiktaş'ı da geçtik. Sonra Sash ilk önerdiğinde nedense pek üzerinde durmadığımız "İstanbul Modern" fikrini değerlendirmeye karar verdik. Daha önce bir kere İzmir'den Sultanım geldiğinde de oraya götürmüştük, güzel bir hesap bayılırız ama çok da özel bir yemek olur diye düşündük. Nitekim, herşey çok ama çok hoştu. Manzara, müzik, ışıklar zaten hemen içine alıyor insanı... Yarım saat sonra, şarabımızı yudumlar ve sohbet ederken, ne kadar huzur dolduğumu düşünüyordum. Yemeğimizi yiyip, bir sürü fotoğraf çekip, elele, sevgi kelebeği şeklinde çıktık restorandan. Romantik akşam yemeği diye ben buna derim.

Cumartesi akşamını ise, arkadaşlarla eğlenmeye ayırmıştık. Şu sıralar, oturmalı mekanlar, fasıl muhabbet ve fiks menü konseptlerinden baymış olduğumdan, değişik bir yol izleyerek, herkesi 21.00'den itibaren Pano'ya davet ettim. Biz de erken gideriz, nasıl olsa boş olur biz gittiğimizde, bir bistro kaparız, gelen de yanımıza eklenir niyetindeydik. Ancak, saat 19.30 'da (sözümona erken saatte) Pano'nun kapısından girdiğimizde, içerisi tıklım tıklımdı. En azından bistrolar. Güç bela bir bistronun ortasında karşılıklı durabileceğimiz kadar yer bulduk Sash'le. Peynir tabağı ve kırmızı şarap söyleyip, bir yandan da sağı solu kesip kendi aramızda "Bunlar kadeh şarap içiyor, erken kalkarlar" tadında muhabbetler çevirdik. Neyse ki şans bizden yanaydı. (pozitif düşüncenin gücü) ve tam yandakiler kalkarken Sash'ın kuzenler geldi. Yavaş yavaş toplandık, uğrayıp-kaçanlar, "Biz direk bir sonraki mekana gelelim" diyenler oldu... Saat 11 civarı oradan kalkıp Araf'a geçtik. Önden giden bir grup, bir oturma köşesi tutmuştu barın yanında. Gecenin en süper hareketi de kesinlikle buydu. En eğlenceli doğumgünlerimden birini geçirdim...

Etiketler: ,