Pazar, Ocak 11, 2009

pazar tembeli

Bugün çoook miskinim. Evde geçirilen upuzun bir pazar günü... Cumanın yorgunluğunu hala tam olarak atamadık sanırım üzerimizden. Rakı içmeyeli çok uzun zaman olmuştu ve tek kelimeyle süper bir geceydi. Nevizade'deki iyi mekanların kapısında neden "Buyruun, balığım var, fasılım var buyrunn" diye bağıran adamlar olmadığını biliyor musunuz? Çünkü o mekanlar zaten çoktan dolmuş oluyor..
Bugünü yatak keyfi & kahvaltı & dergi okuma & film izleme (Vicky Cristina Barcelona) & atkı örme & blog bakma & Prison Break izleme şeklinde geçirdim. Ve mısır patlattık :)
Pazar günlerini sevmeye başladım sanırım..

Etiketler:

Çarşamba, Ocak 07, 2009

dolu dolu haftasonu



Annemler burda olunca, haftasonumuz çok verimli geçti. Gerçi bu tempolu haftasonunun ardından hasta oldum ama kabahati gezip tozmaya bulmuyorum elbette. Cumadan üşümüştüm ben zaten :) Cumartesi kahvaltı + boğaz + cafe Pi + Taksim + tiyatro, Pazar kahvaltı + Dolmabahçe + Samatya'dan oluşan yoğun programımız sanki 15 tatilde gibi hissettirdi bana kendimi. Her haftasonu böyle dolu dolu geçse keşke !

Etiketler: ,

Perşembe, Nisan 17, 2008

Kıyıköy'e doğru

Bu haftasonu her zamankine göre çok daha erken başladı. Cuma gecesi oldukça geç yatmamıza rağmen, tatilden yememek için, cumartesi sabahı saat 7.30’da ayaktaydık. Çantalarımızı hazırladık, güneş gözlüğü, fotoğraf makinası, pijama, t-shirt, sweat-shirt ve sadece hayali bile güzel olduğundan mayolar! Sonra ben mutfağa geçip koca bir poşet hazırladım. Cuma akşamından pişirdiğim poğaçalar, birkaç paket bisküvi, kesme şeker, tuz, haftaiçinden kalma çağlabadem… Sanki 10 saatlik yola gideceğiz J starbucks termos bardağına da sıcak su doldurdum ve sonunda yarım saat rötarlı bir şekilde evden çıkabildik. Otoparka girmeden önce, 3 ü 1 arada, plastik bardak, su ve sigara almak için bakkala uğradık. Bütün bunları arabaya bir güzel yerleştirdikten sonra güle oynaya yola koyulduk. Ben tabi o sırada henüz nereye gidiyor olduğumuzu bilmiyordum. Sash soru sormamı da yasakladığından, kendi kendime kıvranıp durmamak için çok düşünmemeye çalışıyordum. Neden bilmiyorum, kafamda hep bir kuzey Ege, Kaz Dağları, ya da Bursa düşüncesi vardı. Belki uzun zamandır tüm haftasonunu kapsayan bir program yapmadığımızdan, hep uzaklara gidecekmişiz gibi geldi… 1. Köprüye girmeyip 4 levent’e doğru devam edince, dedim tamam, kesin 2. köprüden geçeceğiz ve Ağva’ya gidiyoruz. Hatta “Bak ne kadar da zekiyim, çaktım olayı” diye geyik bile yaptım. Sash tabii, bıyık altından güldü bana. (sonradan da çok dalga geçti) bu arada biz 2. Köprü girişini de geçtik. Ben yine bozuntuya vermiyorum, “aa Kilyos’a gidiyoruz demek, anladım “ modundayım. Yok, devam ettikçe ediyoruz. İşte o zaman (sonunda) jeton düştü. Çok uzun zamandır Sash’den duyardım, Karadeniz kıyısında Kıyıköy diye bir yer varmış, tekneleri plaj, nehir, yemyeşil sakin ve çok keyifli bir yermiş diye… İşte oraya gidiyorduk!


Üzerime kahve döktüğüm için huysuzluk yaptığım birkaç dakikayı da saymazsak, son derece keyifli bir yolculuk yapıp saat 11 civarında Kıyıköy’e ulaştık. Önce mendireğe tepeden bakan deniz fenerinin etrafında dolaşıp, temiz havayı içimize çekerek bir sürü fotoğraf çektik. Sonra hemen arkadaki restaurantta oturup kahvaltı ettik yine deniz manzarasına karşı. Sash yer ayırttığı pansiyonu arayıp yol tarifi aldı ve tekrar arabaya binip, aşağıya, nehir kıyısına indik.


Yemyeşil bir düzlükte, sırtını ağaçlık tepeye vermiş, 8 odalı bir pansiyondu kaldığımız yer. Kocaman kırlığı turuncu çitlerle çevirmişler. Bizi adlarını sonradan öğrendiğim 3 köpek karşıladı arabadan iner inmez : Macar, Gofret ve Arap. Sahipleriyle tanışıp odaya yerleştikten sonra, hemen etrafı keşfe çıktık. Hava çok sıcak ve bulutluydu. İlk iş olarak bir sandal kiralayıp, nehir boyunca geziye çıktık. Bir sürü kurbağa, kaplumbağa ve kuş gördük, ama asıl merak ettiğimiz o mavi kuşa rastlayamadık. (artık bir dahaki sefere) Ağaçlar yemyeşil, iki kıyıda uzanıyor, kimi yerlerde yapraklar nehrin üzerinde birleşiyordu. Kürekler ve fotoğraf makinesini değişe değişe, nehrin kütüklerden kapanmış ucuna kadar gidip geri geldik 2,5 saatte. Kıyıya çıktıktan sonra bize 1 hafta yetecek kadar çok olan yolluklarımızdan biraz atıştırıp arabayla mendireğin oraya gittik. Orada ben biraz direksiyon pratiği yaptım, 6 seneden sonra ilk kez. Sonra pansiyona kadar ben kullandım arabayı ve oradan deniz kıyısına geçtik. Kumsalda iyice acıkana kadar yürüyüş yaptık, denizi seyrettik. Hava çok rüzgarlı ama hala çok sıcaktı. Geri döndüğümüzde bahçede ateş yakmışlardı. Kapalı yerde de oturanlar vardı ama biz açıkta kalmak istedik ve çimlikteki masalardan birine yerleştik. Izgara balık, kalamar, salata ve bir ufak rakı akşam menümüzü oluşturdu. Sessiz, sakin, huzurlu, doğayla baş başa bir gece geçirdik orada.

Ertesi sabah, kayalara oyulmuş manastırı görmek için yürüyüşe çıktık kahvaltıdan sonra. Hızımızı alamayıp büyük bir tur attık. Sonrasında biraz daha direksiyon çalışma, teknelerin yanında fotoğraf çekilme derken artık dönüş vakti gelmişti. Ama tabii oralara kadar gitmişken dönüşte Büyük Çekmece’ye uğramamak olmaz diye düşündük. Sash’ın liseden çok yakın bir arkadaşı orada oturuyor. Akşam yemeğini onunla beraber yedikten sonra bu kez gerçekten dönüşe geçtik…

Döner dönmez hemen bir dahaki sefere ne zaman böyle bir kaçamak yapabileceğimizi düşünmeye başladık tabii. Yıllık izin dönüşü bir sonraki yazı konuşmaya başlayan insanlar gibiyiz. Bir dahaki sefere de ben yapayım bir organizasyon, bu sürpriz işi çok hoşuma gitti doğrusu.

Etiketler: ,

Çarşamba, Nisan 09, 2008

Biz bu pazar tatil yaptık

Pazar günü, hava bozacak, yağmur yağacakmış vb hava durumu bilgilerine aldırmayıp, uzun zamandır içimizden geçen, şehir dışına çıkma hayalimizi gerçekleştirelim dedik. 3 araba Fenerbahçe stadının orda buluşup konvoy halinde Sapanca'ya doğru yola çıktık. Konvoyun başını Mercedes çekti, biz de bizim tostosla en arkadan gittik. Sakin bir yolculuğun sonunda tabelaları takip ede ede EV-CE'ye geldik. (İki hafta önceki pazar günü buraya gelen bir iş arkadaşımız, pazartesi sabahı, çektiği fotoğrafları bizim birime göndermiş ve zaten had safhada olan pazartesi sendromumuzu tavana vurdurmuştu. O zamandan beri ofiste "Hadi haftasonu Sapanca'ya" geyiği dönüyordu.)















Mekana vardığımızda hava kapalıydı ve yağmur çiseliyordu. Masaları bu nedenle içeriye kurmuşlardı ama zaten üzerindeki çeşit çeşit kahvaltılıkları görünce, yeşilliktir ağaçtır, yağmurdur, bu tip şeyleri unuttuk. Büyük bir keyifle kahvaltıya oturduk, çaylar ve ekmekler sobanın üzerinde ısındı, pişiler ve ardından ufak sahanlarda yumurtalar geldi, reçeller ve peynirler tadılıp çıkışta hangilerinden alsak diye konuşuldu...
Kahvaltı bittikten sonra bahçede biraz gezip etrafı keşfe koyulduk. Biraz fotoğraf çektikten sonra Sash'le ikimiz gruptan ayrılarak göl tarafına tren yolu boyunca yürüyüşe çıktık. Hava o kadar güzeldi ki. Bir süre yürüdükten sonra "İşte bu" dedim, "sessizlik". O kadar güzel geldi ki o sessizlik bana, araba yok, duman yok, itiş-kakış yok.. Sadece arada bir tren geçiyor ve ortalık tekrar o huzurlu havaya bürünüyor hemen ardından. Gölün kıyısına kadar gitmeden geri döndük diğerlerinin yanına. Bu arada güneş de açmış ve hava oldukça sıcak olmuştu. İçine t-shirt giymiş bazı öngörülü arkadaşlar kazaklarını çıkarttılar, ben sabahki İstanbul havasına kanmış olduğum için hayıflandım. Türk kahvelerimizi ve çaylarımızı söyleyip taboo oynadık bahçedeki bir masaya yayılıp. Süper keyifli ve miskin bir pazar öğleden sonrası geçirip, saat 15.30 civarında dönüşe geçmek üzere arabaya bindik. Ama araba çalışmadı :) Tabii 3 gündür "Bizim tostos Sapanca'ya kadar gidecek mi bakalım?" geyiği yaptığımızdan çok şaşırmadık bu işe ama ne yapacağız diye kalakaldık bir an. Arkadaşlar toplandı etrafımıza, itsek mi, ne yapsak, yokuş da yok diye beyin fırtınası sürerken Sash arabaya binip yeniden deneyecek oldu. Ve bu kez araba çalıştı. (Bilgisayarcı mantığı diye dalga geçenlere ibret olsun)
İzmit'e vardığımızda yağmur yağıyordu ve ben orda kaymışım. Gözümü açtığımda Harbiye'deydik, Sash'ın dediğine göre son 1 saattir İstanbul trafiğinde debelenmekteydik...
Arabanın çalışmak istememesine şaşmamalı!

Etiketler: ,