Bu haftasonu her zamankine göre çok daha erken başladı. Cuma gecesi oldukça geç yatmamıza rağmen, tatilden yememek için, cumartesi sabahı saat 7.30’da ayaktaydık. Çantalarımızı hazırladık, güneş gözlüğü, fotoğraf makinası, pijama, t-shirt, sweat-shirt ve sadece hayali bile güzel olduğundan mayolar! Sonra ben mutfağa geçip koca bir poşet hazırladım. Cuma akşamından pişirdiğim poğaçalar, birkaç paket bisküvi, kesme şeker, tuz, haftaiçinden kalma çağlabadem… Sanki 10 saatlik yola gideceğiz J starbucks termos bardağına da sıcak su doldurdum ve sonunda yarım saat rötarlı bir şekilde evden çıkabildik. Otoparka girmeden önce, 3 ü 1 arada, plastik bardak, su ve sigara almak için bakkala uğradık. Bütün bunları arabaya bir güzel yerleştirdikten sonra güle oynaya yola koyulduk. Ben tabi o sırada henüz nereye gidiyor olduğumuzu bilmiyordum. Sash soru sormamı da yasakladığından, kendi kendime kıvranıp durmamak için çok düşünmemeye çalışıyordum. Neden bilmiyorum, kafamda hep bir kuzey Ege, Kaz Dağları, ya da Bursa düşüncesi vardı. Belki uzun zamandır tüm haftasonunu kapsayan bir program yapmadığımızdan, hep uzaklara gidecekmişiz gibi geldi… 1. Köprüye girmeyip 4 levent’e doğru devam edince, dedim tamam, kesin 2. köprüden geçeceğiz ve Ağva’ya gidiyoruz. Hatta “Bak ne kadar da zekiyim, çaktım olayı” diye geyik bile yaptım. Sash tabii, bıyık altından güldü bana. (sonradan da çok dalga geçti) bu arada biz 2. Köprü girişini de geçtik. Ben yine bozuntuya vermiyorum, “aa Kilyos’a gidiyoruz demek, anladım “ modundayım. Yok, devam ettikçe ediyoruz. İşte o zaman (sonunda) jeton düştü. Çok uzun zamandır Sash’den duyardım, Karadeniz kıyısında Kıyıköy diye bir yer varmış, tekneleri plaj, nehir, yemyeşil sakin ve çok keyifli bir yermiş diye… İşte oraya gidiyorduk!
Üzerime kahve döktüğüm için huysuzluk yaptığım birkaç dakikayı da saymazsak, son derece keyifli bir yolculuk yapıp saat 11 civarında Kıyıköy’e ulaştık. Önce mendireğe tepeden bakan deniz fenerinin etrafında dolaşıp, temiz havayı içimize çekerek bir sürü fotoğraf çektik. Sonra hemen arkadaki restaurantta oturup kahvaltı ettik yine deniz manzarasına karşı. Sash yer ayırttığı pansiyonu arayıp yol tarifi aldı ve tekrar arabaya binip, aşağıya, nehir kıyısına indik.
Yemyeşil bir düzlükte, sırtını ağaçlık tepeye vermiş, 8 odalı bir pansiyondu kaldığımız yer. Kocaman kırlığı turuncu çitlerle çevirmişler. Bizi adlarını sonradan öğrendiğim 3 köpek karşıladı arabadan iner inmez : Macar, Gofret ve Arap. Sahipleriyle tanışıp odaya yerleştikten sonra, hemen etrafı keşfe çıktık. Hava çok sıcak ve bulutluydu. İlk iş olarak bir sandal kiralayıp, nehir boyunca geziye çıktık. Bir sürü kurbağa, kaplumbağa ve kuş gördük, ama asıl merak ettiğimiz o mavi kuşa rastlayamadık. (artık bir dahaki sefere) Ağaçlar yemyeşil, iki kıyıda uzanıyor, kimi yerlerde yapraklar nehrin üzerinde birleşiyordu. Kürekler ve fotoğraf makinesini değişe değişe, nehrin kütüklerden kapanmış ucuna kadar gidip geri geldik 2,5 saatte. Kıyıya çıktıktan sonra bize 1 hafta yetecek kadar çok olan yolluklarımızdan biraz atıştırıp arabayla mendireğin oraya gittik. Orada ben biraz direksiyon pratiği yaptım, 6 seneden sonra ilk kez. Sonra pansiyona kadar ben kullandım arabayı ve oradan deniz kıyısına geçtik. Kumsalda iyice acıkana kadar yürüyüş yaptık, denizi seyrettik. Hava çok rüzgarlı ama hala çok sıcaktı. Geri döndüğümüzde bahçede ateş yakmışlardı. Kapalı yerde de oturanlar vardı ama biz açıkta kalmak istedik ve çimlikteki masalardan birine yerleştik. Izgara balık, kalamar, salata ve bir ufak rakı akşam menümüzü oluşturdu. Sessiz, sakin, huzurlu, doğayla baş başa bir gece geçirdik orada.
Ertesi sabah, kayalara oyulmuş manastırı görmek için yürüyüşe çıktık kahvaltıdan sonra. Hızımızı alamayıp büyük bir tur attık. Sonrasında biraz daha direksiyon çalışma, teknelerin yanında fotoğraf çekilme derken artık dönüş vakti gelmişti. Ama tabii oralara kadar gitmişken dönüşte Büyük Çekmece’ye uğramamak olmaz diye düşündük. Sash’ın liseden çok yakın bir arkadaşı orada oturuyor. Akşam yemeğini onunla beraber yedikten sonra bu kez gerçekten dönüşe geçtik…
Döner dönmez hemen bir dahaki sefere ne zaman böyle bir kaçamak yapabileceğimizi düşünmeye başladık tabii. Yıllık izin dönüşü bir sonraki yazı konuşmaya başlayan insanlar gibiyiz. Bir dahaki sefere de ben yapayım bir organizasyon, bu sürpriz işi çok hoşuma gitti doğrusu.
Etiketler: haftasonu, tatil